Tarih boyunca medeniyetler kurup, keşifler yapan insanoğlu; tüm bu süreç boyunca doğayla hep iç içe olmuştur. Tasarımları ve icatları ile çevresini şekillendiren insanların; doğanın mükemmelliğine öykünüp, onu taklit etmeye çalıştığını birçok tarihi eserde görebiliriz. Kökeni eski dönemlere uzanan bu davranış şeklinin bir disiplin olarak ele alınması ise oldukça yenidir. Günümüzde bilim, mühendislik ve tasarım alanlarında yoğun şekilde karşımıza çıkan bu disiplin, biyomimikri başlığı altında toplanmıştır.

Görsel: http://www.mimarizm.com – getty images
Biyomimikri (Biyomimetizm) Nedir ve Neyi Amaçlar?

Biyomimikri, “tasarım yaparken ve yenilikçi teknolojiler geliştirirken doğadan ilham almak” olarak tanımlanabilir. Daha geniş bir perspektiften ele alındığında “çeşitli problemlere çözüm üretmek için doğayı taklit etmek” şeklinde de açıklanabilir. Biyomimikri ile sadece doğanın geliştirdiği çözümler değil; tasarım stratejileri, mekanizmalar ve sistemler de temel alınır. Biyomimikri adı, Yunanca “bios” (yaşam) ve “mimesis” (taklit) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Kavram birçok kaynakta biyomimetizm olarak da geçer.

Bilim ve sanat tarihinde de karşımıza çıkan biyomimikrinin yakın dönemde popülerlik kazanmış olmasının başlıca nedeninin, dünyanın her geçen gün daha da azalan doğal kaynaklarını verimli bir şekilde kullanma çabası ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Biyomimikrinin temelinde doğa vardır ve doğadaki kusursuz işleyişin taklit edilmesi ile sürdürülebilir tasarımlar yapılabilir. Gücünü doğallıktan alan süreç, insanın çevreye duyarlı projeler üretebilmesini sağlar.

Görsel: http://inovasyonvetasarim.com/
Doğadan İlham Alan Tasarımlar

Doğanın insan ihtiyaçlarına cevap verme şeklini model alan biyomimikri; sanat, teknoloji, enerji ve ulaşım gibi birçok farklı alanda kullanılabilir. Biyomimikrinin önemli örneklerinden birisi, Rönesans’ın dahi ismi Leonardo da Vinci’nin, kuşların anatomik yapısından esinlenerek tasarladığı uçan makinelerdir. Wright kardeşler de uçak tasarımı için kuşların kanat yapısından esinlenmiştir. Helikopterler için de yusufçuk böceklerinden ilham alındığı bilinmektedir.

Japonya’daki bazı hızlı trenlerin tasarımında da Yalıçapkını kuşlarının ince gagalarından ilham alınmış, bu sayede trenin hız artarken oluşan gürültü de azalmıştır. Doğadan ilham alan tasarım örneklerinin birçoğu, o ana kadar düşünülmemiş olan detayları ortaya çıkaran inovatif projelerdir. Biyomimikriyi temel alan tasarımlarda doğanın, en az kaynak kullanımı ile en iyi sistemi oluşturma çabası taklit edilir.

Biyomimetik Mimari ve Sürdürülebilirlik

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte insanın doğayı taklit edebilme yeteneği basit bir olgu olmanın çok ötesine geçmiştir. Bu hızlı gelişimin, özellikle mimarlık disiplininde yeni ufuklar açtığı söylenebilir. Günümüzde biyomimikri süreci yapıdan, formdan ya da ekosistemin tümünden ilham alınarak gerçekleştirilebilir. Biyomimetik mimari olarak adlandırılan bu yeni ve özgün bakış açısının en önemli sonucu da sürdürülebilir tasarımlar yaratabilmeye imkan tanımasıdır.

Günümüzde birçok mimar biyomimikriden faydalanmaktadır. Bu yaklaşımla tasarlanan yapıların en güncel örneklerinden birisi ise Vincent Callebaut Architectures imzalı Notre Dame Katedrali çatı önerisidir. Notre Dame Katedrali yangınında hasar gören çatının yerine önerilen tasarım, yenilikçi ve ekolojik bir biyomimetik mimari örneği olarak tanımlanabilir. Mimarlık ofisi bu öneriye başlık olarak da “yeniden doğuş” anlamına gelen “Palingenesis” kelimesini seçmiştir.

Görsel: http://vincent.callebaut.org/
Etkileyici Bir Biyomimetik Mimari Önerisi

Notre Dame de Paris için önerilen projeyi etkileyici bir biyomimetik mimari örneği hâline getiren ise, enerji üretebilen organik bir kristal katmana sahip olmasıdır. Ahşap strüktürü kaplayacak şekilde tasarlanan bu organik kristal katman; hidrojen, karbon, azot ve oksijen içerir. Proje, doğanın ışıktan enerji üretme sürecine öykünen sürdürülebilir bir yapıya sahiptir. Çatıda depolanan enerjinin katedral içinde kullanılması, çatıda oluşan alanın da kamusal bir çiftlik olarak işletilmesi öngörülmektedir.

Öneri, Notre Dame Katedrali’nin kendi elektriğini ve ısısını üretebilmesi fikri etrafında şekillendirilmiştir. Böylece yapının, tükettiğinden daha fazla enerji üretecek hale gelmesi hedeflenmektedir. Notre Dame için önerilen biyomimetik mimari temelli projeyi, Vincent Callebaut Architectures resmi sitesinde detaylı olarak inceleyebilirsiniz. Mimarlık ve tasarım alanlarına dair ufuk açıcı bilgiler edinmek için burotime.blog adresini takip edebilirsiniz.